Etwinning projesi olarak yürütülen 81 ilin Şehir Efsanesi adlı blog geçmişte yaşanan ve kuşaktan kuşağa aktarılan efsaneleri tanıtmak,etkileşimi arttırmak adına oluşturulmuştur.
Şehir Efsaneleri
9 Haziran 2020 Salı
sergi
proje sonu sanla sergimiz
proje yürütücüleri hazırlamış oldukları afiş çalışmalarının ve puzzle resimlerini kolaj yaparak sergiye katkı sağladılar. emaze programı kullanarak hazırlandı
28 Mayıs 2020 Perşembe
24 Nisan 2020 Cuma
1 Mart 2020 Pazar
Funda Gül GENÇ- Bayburt 75. Yıl Anaokulu- Dikmetaş Efsanesi
DİKMETAŞ EFSANESİ
Bayburt’tan 20 km uzaklıkta bulunan değirmencik köyü yol güzergahında buğdaylı yol ayrımı üzerinde, hemen Çoruh nehrinin yanında ilk bakışta bir ot yığınını andıran ve Dikme Taş adı verilen bir taş yığını vardır.
Rivayete göre bu taş yığını, önceden bir ot yığını imiş, otlar zengin bir keşişe aitmiş, çok şiddetli geçen bir kış mevsiminde, kışın uzun sürmesi çevre köy çiftçilerini zor duruma düşürmüş. Çiftçilerden birisi hayvanlarını kurtarmak için, bu keşişten ot istemiş, keşiş önce vermek istememişse de sonra ot isteyen çiftçinin güzel kızına karşılık ot verebileceğini söylemiş.
Çiftçi kızına; birkaç bağa karşılık kendisini almak isteyen keşişin teklifini bildirmiş. Fakat çiftçinin kızı gece sabaha kadar ağlayıp keşişe beddua etmiş, türküsünde şöyle demiş:
Estir kaba yel estir
Bugün dağlara destur
Gâvurun yığınını
Sabahınan daş kestür
Gerçekten o sabah bir mucize olmuş, güneyden bir kaba yel esmiş, bütün çevreyi sarsmış, karlar erimiş ve otlar meydana çıkmış. Keşişin ot yığını ise bir taş yığını haline gelmiş. Efsanede adı geçen taş yığını halen varlığını muhafaza etmektedir.
28 Şubat 2020 Cuma
NAGEHAN UĞURLU
DENİZLİ
PAMUKKALE EFSANESİ
Oduncu güzelinin öyküsünü yüzlerce yıldır insanlar anlatırmış. Ben de geleneği bozmayayım. Çok çok eskiden Çökelez Dağı eteklerinde yaşayan, fakir oduncu bir aile varmış. Bu ailenin kızı, o kadar çirkinmiş ki erkek çocuk anneleri onu görünce yollarını değiştiriyormuş. Fakirliği,genç kızın umurunda bile değilmiş ama çirkinliği canına tak etmiş. Çökelez Dağının eteklerinden kendini boşluğa bırakmış.
Su ve tortu dolu havuza hızla düşmüş.Burada uzun süre suların içinde baygın kalmış. O esnada bu su o çirkin kızı güzelliğe boğmuş.Oradan geçmekte olan Denizli Beyinin oğlu, kanlar içinde güzel kızı görmüş. Atına oduncu kızı alıp evine götürmüş. Kız iyileşmiş ve evlenmişler. O günden sonra kadınlar güzelleşmek için bu ılıcaları ziyaret etmeye başlamış. O gün bu gündür güzelleşmek isteyen tüm kadınlar bu suyun içine atarlar kendilerini.
Er ile Cis Efsanesi (Erciyes’in Adı)
Ercişler Kabilesiyle beyleri burda yaşardı. Bey’in güzel kızı Cis’in namı dillere destandı. Bir yiğit yöreye gelmiş, Cis’i görüp beğenmişti. Cis’de bu yiğidi görmüş, can evinden vurulmuştu. Yiğit Cis’i babasından istemeye karar verdi. Ulu Alplere giderek Cis’i, beyden istetmişti. Bey, yiğidi şöyle süzmüş önüne bir şart koşmuştu. “Karşı dağın tepesinde alev kusan bir ejder var. O ejderi öldürüp gel! Kızım Cis’de senin olsun”
Yiğit bunun üzerine Cis’in yanına giderek ona gelinliği vermiş. “Sen hazır ol ben ejderi kesip geleceğim” demiş. Cis, onun önüne geçip, vaz geçmesini istemiş. “Ordular baş edememiş sen nasıl edersin?” demiş. “Dağ çok sapa, Ejder büyük gel bu işten vaz geç “demiş. Yiğit, verdiği söz ile sevdasından vaz geçmemiş. “Yol sapa, ejder büyükse sevdam daha büyük” demiş. “Ejder beni öldürürse bir kere yanar, ölürüm. Yoldan dönmek, sensiz kalmak; bana binlerce kez ölüm.” Diyerek Cis’e aldığı beyaz gelinliği vermiş. “Kısmetse döner gelirim giy bu gelinliği” demiş.
Yiğit, silahlar kuşanıp dağ başına revan olmuş. Cis ise peşinden gdip, yoldan çevirmek istemiş. Yiğit, yolundan dönmeyip ejderin yanına varmış. Ejder, alevler püskürtüp Yiğit’i yakmak istemiş. Alevler Cis’i sarınca Yiğit üstüne kapanıp onu korumak istemiş. İkisi birden tutuşup yanıp yakılıp kül olmuş. Cis’in beyaz gelinliği dağın başına yayılmış. Erciyes o günden sonra beyaz ve dumanlı kalmış.
17 Şubat 2020 Pazartesi
Kütahya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi - ILICAKSU SARIKIZ EFSANESİ
KÜTAHYA- ILICAKSU SARIKIZ EFSANESİ
Kütahya’nın Domaniç İlçesinde bulunan Ilıcaksu Sarıkız efsanesine ev
sahipliği yapıyor. Ayrıca burada bulunan 800 yıllık çınar ağacı ve yapısı
gereği çürüyen kavak ağacı burada 300 yıldır yaşama tutunuyor. Ayrıca burada
çıkan kaynağın cilt ve deri hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. Her
mevsim sıcaklığı 18 derecelerde olan kaynak suyu bölgeye ayrı bir güzellik
katmaktadır. Sarıkız suyunun bulunduğu alan mesire yeri ve alabalık üretim
tesisleri ile misafirlerini ağırlamaktadır.
Beş erkek kardeşin bacısı olan Sarı Kız güzelliği ile çevrede dillere
destandır. Sarı Kız’ın yüz güzelliği, endamı yanında iyilikseverliği de
herkeste hayranlık uyarmaktadır. Delikanlılar onunla evlenmek için can
atmaktadır. Ama Sarı Kız’ın evlenmek gibi bir düşüncesi yoktur. O’nun bu
düşüncesi yanlış yorumlanarak dedikodu yapmaya sebep olur. Ancak beş civanmert
delikanlı, kız kardeşleri hakkında ileri geri konuşulmasına dayanamazlar.
Çevreden kulaklarını doldururcasına; – şunlara bakın bir de adam gibi
geziyorlar, diye söylenirler. Sarı Kız’ın kötülüğünü gören yoktur. Evlenmemesi
ve ara sıra ortadan kaybolması dedikoducu insanların konuşmalarına sebep
olmaktadır. Güzeller güzeli Sarı Kız en çok ağabeylerinin, anne ve babasının
üzülmesine dayanamamaktadır. Aile meclisi toplanır. Ağabeyleri, ruhunun da yüzü
gibi temiz ve güzel olduğuna inandıkları Sarı Kız’ı Domaniç Ilıcaksu’daki
hocaya göndermeye karar verirler. Böylece dedi kodu belli bir müddet sonra
bitince bacılarını geri getireceklerdir. Sarı saçlı, gül endamlı Sarı Kız,
gecenin en karanlık vaktinde ağabeyleri tarafından yola çıkarılır. Ağabeyleri
doğruluğuna ve dürüstlüğüne inandıkları hocaya bacılarını emanet ederler. Sarı
Kız, bilmediği bir çevrede, tahmin edemeyeceği geleceğine teslim edilmiştir.
Saatler gün, günler ay olur. Sarı kızın emanet edildiği aile Sarı Kız’ın bazı
davranışlarına anlam veremez. Hele ki aradıklarında onu bulamayınca,
akıllarından yüzlerce yorum geçer. Sonunda Hoca ve eşi, dedikodu yapılacağından
korkarak Sarı Kız’ın ağabeylerine Ilıcaksu’ya çok acele gelmeleri için haber
gönderirler. Hoca ve eşi Sarı Kız’ın ara sıra kaybolduğunu belirterek “Bacınızı
alıp götürün derler. Ağabeyleri alelacele Sarı Kız’ın odasına girerler. Sarı
Kız, kırk kız ile beraber huşu içinde namaz kılmaktadırlar. Sarı Kız ile
beraber kırk kız sırlarının ortaya çıkmasının telaşı ile dışarı fırlarlar.
Şimdiki suyun başında bulunan kayanın içine girerek kaybolurlar. Tam bu sırada
kayanın dibinden su çıkmaya başlar. Kısa sürede su Ilıcaksu derelerini
doldurur. Suyun içinden her an çıkan su
kabarcıkları Sarı Kız ile kırk Kız’ın soluklarıdır.
14 Şubat 2020 Cuma
4 Şubat 2020 Salı
13 Ocak 2020 Pazartesi
FATİH
SULTAN MEHMET VE HOŞOĞLAN DESTANI
Fatih Sultan Mehmet’in orduları,Trabzon
önlerine gelmişti.Pontus Kralı Davit, Fatih’e karşı Trabzon’u kurtarmalıydı. Düşündü,taşındı,kararını
verdi. Fatih’e bir heyet gönderdi, şu teklifi yaptı:
-Şehrin dışında ve sahilde Ayasofya Kilisesi ile kule arasında kalan bir
zincir var.Bu zincir,kırk defa atılacak top güllesi ile koparılırsa,şehri
teslim edeceğim,yok eğer koparılamazsa,Fatih ordularını geri çeksin.
Heyet başkanı bunları söyledikten sonra şu
sözleri de ilave, etti.
-Devletlu Sultan topçularına her zaman
güvendiği için bu teklifimizi elbette kabul edecektir.
Fatih Sultan Mehmet,kendisinin ve ordusunun
gururuna hitap eden bu teklifi kabul etti.Haber Trabzon-Pontus Kralına
ulaştırıldığı zaman ,Davit:
-Kurtulduk:Gözle dahi görülemeyen bir
zincirin, ta..uzaklardan atılacak top güllesi ile vurulup koparılmasına
imkan yoktur.Zincir koparılamayınca Fatih de sözünde duracak,ordusu ile geri
dönecektir.
Derken top atışları başladı.Bir,iki,üç!
Fatih,top başında bekliyor,her atılan top boşlukta kayboldukça,üzülüyor ve
geriliyordu.39.uncu gülle de atılmış,en nişancı topcular denendiği halde,zincir
koparılamamıştı.Fatih son emri verdi.
-Kendine güvenen varsa gelsin top başına!
Güvenmek mesele değildi.Bu sonuncu gülle de boşa giderse,kelleyi vermek de
vardı.Derin bir süküt oldu.Kimse top başına gelmiyordu.Tam bu sırada birden
topun ateşlendiği görüldü.Bir gülle boşluğa uçtu.Kimdi topu ateşleyen ?
Herkes şaşa kalmıştı.Sonunda çelimsiz bir
yeniçerinin bu topu ateşleyiverdiği anlaşılmıştı.
Yaka-paça Fatih’in huzuruna
getirdiler.Fatih ,hiddetle sordu:
-Sen topçu musun?
-Değilim.
-O halde topu neden ateşledin?
-Zinciri koparmak için devletlim…
Fatih ,hiddetten köpürüyordu.Son
fırsatı da kaçırmıştı.Haykırdı;
-Tez başını vurun !
Bir anda bir baş yuvarlandı.Az
sonra da karşı tepelerden bir çığlık yükseldi.
-Zincir koptu !..Şehir teslim oluyor!
Ortalık birbirine karışmıştı.Ordu çığ gibi şehre akıyor,en önde,koltuğunun
altında kesik başı bulunan bir yeniçerinin koştuğu görülüyordu! Bu,biraz
önce topu ateşleyen HOŞOĞLAN’ dı. Hoşoğlan,görüldüğünü anlayınca olduğu yere
yığılmış kalmıştı.
Trabzon
kalesinde Fatih’in bayrağı dalgalanırken,HOŞOĞLAN’ın mezarı üzerinde de bir
türbe yükseliyordu.Destanlarla süslü bir türbe.
8 Ocak 2020 Çarşamba
HERKÜL
Mitolojik bir kahraman olan Herakles, Yunan
mitolojisinde bu isim ile anılmakta olup; bunun yanı sıra, Roma mitolojisinde
de “Herkül” adı ile bilinmektedir. İngilizce kaynaklarda ise “Hercules” olarak
geçmektedir.
Miken kralının kızı Alkmene ile, Tanrıların Kralı Zeusun oğludur. Alkmeneye
aşık olan Zeus, kadının kocası şekline bürünerek Alkmeneye yaklaşmıştır.
Doğumundan itibaren yarı tanrı bir yapısı bulunan ve tanrısal bir kuvvete sahip
olan Herakles, henüz birkaç günlük bebek iken Hera’nın gönderdiği iki zehirli
yılanı öldürmeyi başarmıştır. Heraklesin Zeusun oğlu olduğunu anlayan Hera,
sürekli olarak Herakles ile uğraşmış ve Onun ölümüne sebep olmuştur.Herakles, dönemine göre
oldukça üstün bir eğitim almıştır. Ok atmayı, at sürmeyi ve güreşmeyi kusursuz
şekilde icra edebilmiştir. Efsaneye göre, Herakles 18 yaşına geldiğinde,
Kitharion ormanlarındaki ünlü canavarı öldürmeyi başarmıştır. Bu nedenle,
kendisine ödül olarak, Thebai Kralının kızı Megara verilmiştir. Megara’dan 3
çocuğu olan Heraklesi, Heranın türlü oyunları çıldırtmış ve Herakles
çocuklarını ve karısını öldürmüştür. Bu suçundan ve tüm günahlarından arınması
adına, Miken Kralı Eurystheus’un hizmetine girmesi ve kralın her istediğini yapması
zorunlu kılınmıştır. Miken Kralının Herakles’e yaptırdığı 12 işe, mitolojik
kaynaklarda “Herakles’in 12 görevi” ismi verilmiştir.
7 Ocak 2020 Salı
NESRİN BİLGİN - BARTIN ULUKAYA ŞELALESİ EFSANESİ
AŞK ACISI ÇEKENLERİN HÜZNÜ BU ŞELALEDE DİNİYOR
- BARTIN'DA mitolojik
hikayeye göre suyundan içeni, mendilini ıslatanı ve yüzünü yıkayanları aşk acısından
arındırdığına inanılan Ulukaya Şelalesi efsanesi.
- Aşk acısını
dindiren şelale şelaleyle ilgili mitolojik hikâyeye göre, geçmişte bölgede
yaşayan uzun boylu ve iri vücutlu Selamnos, ormanlık alanda karşılaştığı,
çevrede güzelliğiyle ünlü Hera'ya âşık olur. Güneşin ağaçların arasından zor
girdiği ve orman güllerinin güzellik kattığı alanlarda aşklarını yaşayan
gençler, Hera'nın ailesinin karşı çıkmasına karşın bir süre sonra evlenir. Çiftin
evliliğinin ilk yıllarındaki mutluluk, Selamnos'un anlaşılamayan ve uzun süren
rahatsızlığı nedeniyle zayıf, çelimsiz ve çirkin hale gelmesiyle bozulmaya
başlar. Hera, artık seven değil, eşinden nefret eden kadın haline dönüşerek Selamnos'tan
sürekli uzak durur. Eşinin kendisinden nefret etmesine üzülen Selamnos, Ulukaya’nın
zirvesine çıkarak Hera'nın ismini haykırıp, kendini boşluğa bırakır. Aşk
tanrısı Eros, aşk acısının böyle sonlanmasını istemediğinden Selamnos'un
bedenini yere değer değmez, şelaleye dönüştürerek suyu kutsar. Kutsiyete göre,
her kim şelaleden su içerse, mendilini ıslatırsa ya da yüzünü yıkarsa
selamnos'un acıları azalır, içinde yeni ya da geçmişten kalma aşk acısı
yaşayanlar da bundan arınır
SERPİL KOÇAK - AFYON KARAHİSAR KALESİ BATTAL GAZİ EFSANESİ
AFYON KARAHİSAR KALESİ BATTAL GAZİ EFSANESİ(Serpil KOÇAK)
Afyonkarahisar’da 740 yılında öldüğü konusunda tarihçilerin
birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan kaleyi kuşatır,
içeridekilerin dışarısı ile bütün bağlantılarını keser. Kale komutanı, bunun
üzerine Bizans İmparatoru’na haber gönderir ve yüz bin kişilik bir ordu yardım
için yola çıkar. Kalenin burçlarından Battal Gazi’yi görerek aşık olan
komutanın güzel kızı Ona bir kötülük gelmemesi için çimler üzerinde uyumakta
olan Battal Gazi’ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kağıt yazar, taşa sararak
üzerine atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır.
Battal Gazi’nin uyanmadığını gören kız telaşlanır, babasına Türklerin
komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya Onu öldürmek için zehirli bir
hançer ister. Battal Gazi’nin yanına gelen kız onu ölmüş olarak bulur. Çünkü
attığı taş, Battal Gazi’nin kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız
üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir.
ÇANAKKALE EFSANESİ - SEVTAP ER
SEYİT ALİ ONBAŞI:
Çanakkale Savaşları'nda Deniz Savaşları sırasında Seddü'l- bahir açıklarında bulunan düşman gemileri Morto Koyu ile Seddü' l- bahir tepesini sürekli bombardıman altına almışlardı. Türk mukavemeti gittikçe azalıyordu. Kendilerini Allah' ın koruyuculuğuna bırakan Türk birlikleri şehitlik mertebesine ulaşmayı arzu edercesine, kaçmak yerine son gayretleriyle mücadele ediyorlardı.
Bu sırada bir İngiliz gemisinden atılan büyük bir bomba Morto Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etti. İçlerinden yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu. Çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az rastlanacak bir olay gerçekleştirdi.
Duyduğu acı ile normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan ikiye ayrılarak battı.
Burada, 257 okkalık bir mermiyi kaldırarak olağanüstülük gösteren Seyit Ali Onbaşı ile ilgili menkıbeyi Mehmet İhsan GENİŞÇAN, eserinde şöyle anlatıyor:
" Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş, fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey , etrafından birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı.
" Ulu ve yüce Allah' tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. " duası Seyit' in ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı.
Seyit Ali, bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit ' in göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve İngilizler' e ait "Ocean" isimli zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır.
Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, ödül olarak Seyit' e onbaşılık rütbesini verdi. Merminin bir defada kendi huzurunda kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı, Cevat Paşa' ya şu cevabı verdi:
" Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm, Allah'ın feyziyle doldu. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah' ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makam varmışsam bu dua ve rıza ile olmuştur. Ancak şimdi kaldırmam mümkün değildir kumandanım
6 Ocak 2020 Pazartesi
KARAMANIN KOYUNU SONRA ÇIKAR OYUNU
Karamanoğullarıyla,
Osmanlı Devletinin kıyasıya savaşa tutuştuğu yıllarda, Karaman halkı
savaşlardan çok çekmiş; ezilmişler, evleri, barkları, malları çok zarar görmüş.
O devrin uluları toplanıp, "Bu kardeş kavgasını tatlılığa bağlıyalım"
diye kurultay kurmuşlar. Karaman Beyi ile Osmanlı Beyi'ni Konya'ya çağırmışlar,
her iki tarafın şikayetini dinlemişler. Sözü tatlıya getirip, her iki beye de,
bir daha savaş yapmamaları için yemin ettirmişler.
Karaman Beyi yemin ederken, elini koynunua götürerek: "Bu can burada kaldıkça, Osmanlı'yı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğime söz veriyorum" demiş. Fakat kurultaydan çıkan Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarıp salıvermiş ve "İşte can çıktı söz bitti" demiş. Karaman Bey'inin koynundan kuş çıkarıp salıvermesinden sonra bu darb-ı mesel halk arasında yayılmıştır.
Karaman Beyi yemin ederken, elini koynunua götürerek: "Bu can burada kaldıkça, Osmanlı'yı kardeş bilip, kılıç çekmeyeceğime söz veriyorum" demiş. Fakat kurultaydan çıkan Karaman Beyi, kaftanının altından bir kuş çıkarıp salıvermiş ve "İşte can çıktı söz bitti" demiş. Karaman Bey'inin koynundan kuş çıkarıp salıvermesinden sonra bu darb-ı mesel halk arasında yayılmıştır.
1 Ocak 2020 Çarşamba
BURSA/ Karagöz ve Hacivat Efsanesi
Orhan Gazi babası Osman Bey’in anısına o dönem ki başkent Bursa’da büyük bir camii yaptırmaya karar vermiş. En iyi projeler hazırlanmış. Yörenin en iyi ustaların ve en kaliteli malzemeleri kullanılmasını emretmiş. "her kim ki inşaatın yavaşlamasına veya işlerin aksamasına sebep olursa o an kellesini vurdururum." diye de ferman buyurmuş.
İnşaat hemen başlamış tabii ki. Mimarbaşı Kambur Bali Çelebi’yi (Karagöz) demirci ustası, Halil Hacı İvaz’ı da (Hacıvat) duvar ustası olarak görevlendirmiş.Fakat Hacivat ile Karagöz hiç anlaşamaz sürekli atışırlarmış. Hacıvat ile Karagöz böyle birbirleriyle atışırlarken bütün diğer işçiler de başlarında toplanmış onların bu keyifli ve eğlenceli didişmelerini izleyip eğleniyorlarmış.İnşaattaki bütün işçi ve ustaların en büyük eğlencesi haline gelmişler zamanla. Artık ne zaman mimarbaşı inşaattan ayrılsa Hacıvat ve Karagöz birbirleriyle atışmaya başlar hale gelmişler. Diğer bütün çalışanlar da etraflarında toplanıp onları izlermiş. Onlar atıştıkça izleyiciler kendilerinden geçer ve bütün yorgunluklarını unuturlarmış.
Hacivat (Gelir.): Aman Karagöz'üm benim iki gözüm merhaba
Karagöz: Hoşgeldin suda pişmiş bal kabağı.
Hacivat: Karagöz’üm, ben sana bir şey söyleyeceğim.
Karagöz: Söyle bakalım.
Hacivat: Bilmece bilir misin?
Karagöz: Hem de nasıl…
Hacivat: Peki Karagöz’üm, bir tane sorayım.
Karagöz: Sor bakalım.
Hacivat:”Yer altında kırmızı minare.”
Karagöz: Kim bilmez onu yahu?
Hacivat: Neymiş bakalım?
Karagöz: Kırmızı minare işte.
Hacivat: Değil! Bu yenir.
Karagöz: Yenir mi? (Düşünür.) Bilemedim.
Hacivat: Efendim, havuç.
Karagöz: Sen de tokatları ye avuç avuç!
Hacivat: Dur Karagöz’üm, bir tane daha soracağım. Bilemezsen karışmam.
Karagöz: Hadi sor, bakalım.
Hacivat: “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk.”
Karagöz: Turşu fıçısı.
Hacivat: Değil efendim.
Karagöz: Fıçı turşusu.
Hacivat: Değil canım.
Karagöz: Lahana turşusu.
Hacivat: Değil gözüm.
Karagöz: Pırasa turşusu.
Hacivat: Değil ciğerim.
Karagöz: Turşuların turşusu.
Hacivat: Değil Karagöz’üm, değil. “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk”
Karagöz: Adam turşusu.
Hacivat: Bak Karagöz’üm. Benim sorduğum bilmece hastalara şifa, dertlilere deva…
Karagöz: Verin şu fakire beş on para sadaka…
Hacivat: Ne oluyor Karagöz’üm?
Karagöz: Ne olacak. Dilenci duası yapıyorsun.
Hacivat: Bir ipucu daha vereyim. Sana sorduğum bilmece sarıca, suluca.
Karagöz: Haaa, bildim! Aksaray hamamı.
Hacivat: Öyle değil efendim… “Bir ufacık fıçıcık, içi dolu turşucuk”, “limon” değil mi?
Karagöz: Bunu kim bilmez be! Şurada oturan mini mini yavrular bile bilir. Sen şimdi bilmeceyi benden dinle.
Hacivat: Benim bilmecelere karnım tok.
Karagöz: Dinle bakalım.
Hacivat: Söyle Karagöz’üm!
Karagöz: Çabuk bilme haa!
Hacivat: Canım, söyle bakalım nedir?
Karagöz: El üstünde kaydırmaca.”
Hacivat: Gayet basit: Sabun.
Karagöz: Peki,”Dil üstünde kaydırmaca.”
Hacivat: Efendim, dondurma.
Karagöz: (sinirlenir.) Ben sana çabuk bilme demedim mi?
Günlerden bir gün Padişah babası için yaptırdığı caminin inşaatını kontrole gelmiş. Fakat inşaatın istediği hızda gitmediğini görünce keyfi kaçmış ve hemen mimarbaşını çağırtmış. Padişaha olup bitenleri ve inşaatın yavaşlamasının sebeplerini anlatmış. Bunu duyan Orhan Gazi çok sinirlenmiş ve
derhal bu iki işçinin asılmasını emretmiş.”Onlar asılsın ki bu diğer bütün işçilere ders olsun” demiş.
Padişahın emri derhal yerine getirilmiş ve Hacıvat ve Karagöz çalıştıkları inşaattan apar topar alınarak asılmışlar hemencecik. Padişahın bu kararı inşaatta olduğu kadar bütün şehirde de büyük bir üzüntüyle karşılanmış. Orhan Gazi de kısa bir süre sonra hatasını anlayıp vicdan azabı duymaya ve yaptığı bu yanlışa üzülmeye başlamış.
Padişahın bu üzüntüsünü gören uleması sultanının üzüntüsünü hafifletmek için kendince bir yol bulmuş o anda. Ayağından çıkardığı çarıklarını da kukla gibi kullanarak sarığın arkasında Hacıvat ve Karagöz’ün atışmalarını taklit etmeye başlamış. Ve Karagöz ile Hacivar mum ışığının beyaz perdeye yansıması ile oluşan kukla gösterileri ile ölümsüzleşmişler.
30 Aralık 2019 Pazartesi
Amazonlar
Oklarının yaylarını iyi çekebilmeleri için kadınların
çocukken sağ memelerini kestiklerini ve bundan dolayı kendilerine
"memesiz" demek olan "Amozon" adının verildiği söylenir.
Yunan mitolojisinde Amazonlardan savaş tanrısı Ares ile
iyiliksever Harmonia'nın (Afrodit) çocukları olarak bahsedilir. Göçebeliğin
hakim olduğu avcı ve toplayıcı yaşam tarzından yerleşik hayata geçilmesi ve
tarımın başlamasıyla ortaya çıkan artı ürün toplumlara bolluk ve bereketi
getirmiştir. Bereket ise, kadınla simgelenmiş böylece Bereket Tanrıçası Kybele
ortaya çıkmıştır.
Yerleşik hayata geçiş kadınların toplumdaki yerini
etkilemiş, kadının saygınlığı ve etkinliğini arttırmıştır. Kadın statüsünün
yükselmesi zaman içerisinde bazı toplumlarda ana erkil yaşam tarzını
doğurmuştur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







