Şehir Efsaneleri

10 Aralık 2019 Salı

Muharrem EKREM - Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi


MUNZUR BABA EFSANESİ

Derler ki, Zamanın birinde bir pir varmış, onun da bir tek kızı. Kızı bir gün ölmüş. Dede birkaç gün üst üste kızını rüyasında görmüş ve kızı, “Baba, benim mezarımı aç. Bende bir emanet var onu al.” demiş. Dede gördüğü rüyayı taliplerine anlatmış. Bunun üzerine karar verilip mezar açılmış. Kızın tabutunun içerisinde beşiğe benzer bir şeyde bir çocuk şahadet parmağını emmekteymiş. Çocuğu oradan almışlar. Dede rüyasında tekrar görmüş kızını. Kız, rüyasında babasına, “Çocuğun adını ‘Munzur’ bırakın.” Demiş. Gel zaman git zaman Munzur, bugünkü Tunceli ili Ovacık ilçesine bağlı Koyungölü Köyü civarında yaşayan bir ağanın işlerini yapmaya başlamış.. Hizmette hiç kusur etmez çok becerikli ve başarılıymış. Ağanın bir dediğini ikiletmez, çobanlıkta tut da tarla tapan işlerine koşar, çift sürdüğü öküzlerin, iş gördüğü atların bakımını, beslemesini hiç aksatmaz, işine toz kondurtmazmış. Bağlılıkta, doğrulukta eşi bulunmaz, hiç bir canlıyı incitmez, hizmetinde kusur etmezmiş…

        İş gördüğü atların, sabana koştuğu öküzlerin, Sütünü sağdığı koyunların otunu, yemini, suyunu vermeyi unutmaz en iyi bakımı uygularmış; Hayvanları hiç incitmez kışın ahırda rahat etsinler diye altlarına yumuşak samanlar serer, tımarlarını tamamlar, yere yattıklarında yanlarını acıtıp acıtmadığını denetler önce kendisi yatar bakarmış. Onları gözü gibi korurmuş… Bu tutumundan ötürü ağası da kendisinden çok hoşnutmuş.

O yıl yağışlar bol olmuş, toprak verime kavuşmuş, tarlalar tahıla durmuş. Harman zamanı ambar buğdayla dolmuş, Bahçeler, bostanlar meyveye durmuş. Koyunlar çift çift kuzulamış. Bu verim ve bolluk ağanın yüzünü güldürmüş. Sonuçta Munzur´un ağası hacca gitmeye karar vermiş. Yola çıkmadan önce de Munzur´u çağırtmış:Bak oğul, yaşım erişti. Allah da verdi vereceğini. Hacca gitmek kaçınılmaz oldu artık. Evi barkı, malı mülkü, çoluk çocuğu sana emanet edip gideceğim. Sana güvenim tam, gözümü arkada bırakma, hizmetinde kusur etme. Beni mahcup etme” diyerek hanımına gidip helallik dilemiş…

Hatun ayrılık bir çeşit ölüm, gidip dönmemek de var. Hakkını helal et. Munzur´un kadir kıymetini bilesiniz, üzmeyesiniz, herkesten helallik dileyerek Allaha emanet olun deyip yola düşmüş…
O zamanlar hızlı taşıtlar yokmuş, hac yolculuğu aylar sürermiş. Derken ilden ile geçip varmış kutsal topraklara.

Aradan günler geçmiş, Munzur, ağasının hanımının yanına gelmiş: -Hanımım, ağamın canı sıcak helva ister. Helvayı yaparsan ben kendisine götürürüm, demiş.

Ağanın hanımı önce şaşırmış, sonra “herhalde zavallı çobanın canı helva yemek istiyor, doğrudan söylemeye dili varmıyor, utanıyordur. Ağasını da bahane ediyor. Kendisine bir helva yapayım da yesin” demiş ve helvayı pişirip bir bohçanın içine bağlamış ve Munzur’a: -Al evladım götür, demiş. 

Munzur kabı kaptığı gibi gözden yitivermiş.  O sırada ağa hacda namaz kılmaktaymış. Namaz sırasında sağa selam verirken bir de bakar ki sağ yanında elinde bir bohça ile Munzur dikilmiş duruyormuş. Namazını bitirip Munzur’a,  -Hoş geldin evladım, burada ne arıyorsun? Nedir o elindeki? demiş. Munzur’da, -Ağam canın sıcak helva istemişti, onu sana getirdim, demiş. Elindeki bohçayı ağasına uzatır. Ağası bohçayı açar ve bakar ki içinde sıcacık helva paketlenmiş duruyormuş. Ağa hayretler içinde Munzur’a bir şeyler söylemek için başını çevirdiğinde bir de bakmış ki Munzur yanında yok.

Munzur helvayı ağasına ulaştırdıktan sonra dönüp ağasının kapısını çalmış bile. Ağanın hanımı karşısında Munzur’u görünce: Ne var ne oldu Munzur? Hayırdır? Dediğinde, Munzur, Hayırlı oldu hatun ana helvayı ağama ulaştırdım., demiş. Hatun ana inanmamış. Söylenenleri Munzur´un saflığına sayarak İyi etmişsin Munzur ellerine sağlık demiş. Bu olayı yakınlarına da anlatmış. Ağa daha hacdan dönmeden bu öykü etrafta duyulup yayılmış.

Vakit geçmiş, zaman erişmiş. Ağanın hac vazifesini tamamlayıp köyüne doğru yola çıktığının haberi gelir.
Komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler.
Munzur da, götürecek başka hediyesi olmadığından, bir çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve bununla ağasını karşılamaya gider. Ağayı karşılayanlar, ellerine sarılmak için adeta yarışıyormuşlar.
Ağa bu sırada en arkadaki Munzur'u görünce el öpenlere Munzur u göstererek yanındakilere,
-Asıl Hacı Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un elidir. Munzur ermiş biri, Onun elini öpün, önce ben öpeceğim der. Munzur bu konuşmaları duyduğunda:
- Aman ağam etme eyleme Allah aşkına bırak elini öpeyim. Böyle bir şey olmaz. Ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. Sen nasıl benim elimi öpersin. Ben ne sana, ne de başkalarına elimi öptürmem. demiş.
       Ağa, “Bakın bu sahanı görüyorsunuz, bu sahanla bana helva getiren Munzur’ dur, ermiş kişidir.” demiş. Ağanın hanımı bu konuyu daha önce köy içinde yaydığından durumu hemen kavramışlar. Gerçeği ağadan öğrenince de kalabalık Munzur'a yönelir. Munzur gizinin açıklanmasını istemediğinden dönerek elindeki süt tasıyla dağa doğru kaçmaya başlamış.
      Munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir kovalamaca başlamış.
     
Şimdiki Munzur ırmağının ilk yerine geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülmüş ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi beyazı bir su fışkırmış.
Bundan sonra Munzur kırk adım daha atmış. Attığı her adımda bir kaynak fışkırmış. Ve fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelmiş. Munzur'un arkasından koşanlar bu ırmağın kenarına gelip karşıya geçmeye Munzur’a yetişmeye çalışmışlar ama öte yakaya geçememişler. Munzur Allah’ım sırrımı ifşa etme, ellerini gökyüzüne kaldırarak beni yanına al demiş. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın önüne gelmiş. Elindeki değnekle tası yere atıp Irmak kenarında bekleyenlerin gözleri önünde kaybolup gitmiş. Ardında sadece çoban değneği ve boş süt tası kalmış…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder